234x60
Eyl 132012
 
2.286 kez okundu

Soruların Gücü – Sorularını Değiştir,  Hayatın Değişsin

Acaba doğru biçimde soru sormayı biliyor muyuz?.. (Hiç zannetmiyorum…)
Genellikle soru sorma biçimimiz böyle. Yanıt kısmını çoğu kez seslendirmiyor olsak ta, soru cümlesinin yapısını ve vurgusunu hep benzer şekilde kullanıyoruz. Yani önyargıyla. Yani, peşin hükümle. Yani cevabının ne olacağını baştan tasarlayarak. Bu yüzden de, genellikle, gelecek yanıtı dinleme nezaketini bile göstermiyoruz. Çünkü aslında soru sormadık. İster incelikle olsun, ister hoyrat bir şekilde; asıl amacımız muhatabımızı incitmekten, onu suçlamaktan, en hafifiyle kendi yargımızı dikte etmekten başka bir şey değil!

Eğer okumadıysanız, Marilee G. Adams tarafından kaleme alınan “Soruların Gücü” isimli kitabı okumanızı öneriyorum. (Yeni baskısı çıktı mı bilmiyorum. Bendeki kopyanın basım yılı 2006. Yayınevi GOA.)
Kitabın yazarı, sorduğumuz her türlü soruyu, iki temel soru tipine indirgiyor:
1- Yargılayıcı sorular
2- Öğrenici sorular.

Yargılayıcı sorular, bir şey öğrenmek için değil; karşımızdaki kişiyi (kendimizi veya bir başkasını) sıkıştırmak, suçlamak veya yönlendirmek amacıyla soruluyor. Soruda peşin hüküm var. Bu nedenle doğal olarak bir tepkiyi, itirazı, ya da suçluluk duygusunu tetikliyor.

Örneğin, “Yine mi geç geleceksin?” cümlesi masum bir soru biçiminde görünüyor olsa da, aslında bir peşin yargı ve suçlama içermektedir. Satır aralarında şunlar var: “Daha önce de geç gelmiştin zaten. Hep böyle yapıyorsun! Biliyorum ki yine öyle yapacaksın.” Hüküm baştan verilmiş!..

Böyle bir soruya tarafsız bir yanıt vermek mümkün olmaz. Hemen bir savunma refleksi devreye girer. Kalkanlar konuşlanır. Büyük olasılıkla bu suçlamayı savuşturmak için bir karşı saldırı başlatılır…

Oysa Öğrenici sorularda hiçbir peşin hüküm, hiç bir zorlama yoktur. Bunlar, gerçek anlamda yanıt almak isteyen, işbirliğine açık bir soru biçimine sahiptir.

“Bu gece kaçta döneceksin?”

Bu soruda bir önyargı yok. Gerçekten bilgi almak üzere düzenlenmiş tarafsız bir cümle. Her hangi bir kırgınlık veya suçlama içermiyor. Yanıtın da benzer şekilde açık ve bilgilendirici özellikte olması kuvvetle mümkün.

Muhatabımızın tepkisel yanıtlar vermemesi için sorularımız önyargı içermemelidir.

Mutlaka bir suçlu arayan tipik Yargılayıcı soruların özünde aşağıdaki saldırgan ve suçlayıcı düşünceler yatar:

  • Yanlış nerede?
  • Kim yaptı? Bunun sorumlusu kim? Kimi suçlayabilirim?
  • Haklı olduğumu nasıl kanıtlayabilirim?
  • Kendi etki alanımı nasıl koruyabilirim?
  • Nasıl olur da kaybederim?
  • Nasıl olur da zarar görürüm?
  • Bu insan neden bu kadar aptal ve sinir bozucu?
  • Neden canımı sıkayım?

Bir suçlu aramak yerine çözüme ulaşmak isteyen Öğrenici Sorular ise aşağıdaki düşüncelerle şekillenir:

  • Bu ne işe yarar?
  • Sorumluluklarım neler?
  • Gerçekler neler?
  • Büyük resimde ne var?
  • Seçeneklerim neler?
  • Bu konuda ne yararlı olur?
  • Ne öğrenebilirim?
  • Diğer kişi ne düşünüyor, ne hissediyor, neye ihtiyaç duyuyor ve ne istiyor?
  • Ne yapılabilir?

Yargılayıcı bakış açısının temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:

  • Yargılayıcı
  • Suçlayıcı (kendine ve başkalarına karşı)
  • Tepkisel ve otomatik
  • Herşeyi bilir
  • İnatçı ve katı
  • Ya bu/ya da şu diye düşünen
  • Kendi haklılığından emin
  • Değişiklikten korkan
  • Yalnızca kişisel bakış açısına sahip
  • Varsayımları savunur
  • Olasılıkları pek dikkate almaz
  • Temel ruh hali: koruyucu, tutucu

Öğrenici bakış açısı ise dünyaya şöyle bakar:

  • Öğrenici
  • Kabullenici (kendine ve başkalarına karşı)
  • Uyumlu ve düşünceli
  • Bilmemeye değer verir
  • Esnek ve uyumlu
  • Her ikisi de/ve diye düşünen
  • Meraklı
  • Değişikliğe değer veren
  • Başkalarının bakış açısını değerlendirir
  • Varsayımları sorgular
  • Olasılıklara sınır koymaz
  • Temel ruh hali: meraklı, gelişmeye açık

Yargılayıcı ilişkileri şöyle özetlemek mümkün:

  • Kazan-Kaybet ilişkisi
  • Başkalarından ayrı hisseder
  • Farklılıklardan korkar
  • Tartışır
  • Kusur bulur
  • Şunları dinler: Doğru/yanlış , Kabul/itiraz, Farklılıklar
  • Geribildirim reddetme olarak algılanır
  • Saldırır ya da savunur

Öğrenici tipi ilişkiler ise şöyle özetlenebilir:

  • Kazan-Kazan ilişkisi
  • Başkalarıyla arasında bağ hisseder, empati kurar
  • Farklılıklara değer verir
  • Konuşur
  • Eleştirir
  • Şunları dinler: Gerçekler, Anlamak için, Ortak yanlar
  • Geribildirime değer verir
  • Çözer ve yaratır

Bütün bu ayrıntılar sonuç itibariyle sadece iki temel seçeneğe bağlanıyor: Önyargılı yaklaşım ve Önyargısız yaklaşım.

İç dünyamızda ön yargılarımızla ördüğümüz cam duvarlar, sonunda koruyuculuk özelliklerini kaybedip, bizi içlerine hapseden hapishane duvarlarına dönüşüyor. Hareket alanımız, özgürlük alanımız giderek daralıyor. Nefes almamız zorlaşıyor.

En sonunda, başkalarıyla iletişim kuramaz hale geliyoruz. Başkalarının söylediklerini duymuyoruz. Çünkü onların sesi cam duvarlarımızdan yankılanıp, dağılıyor. Bizim söylediklerimiz de öyle. Bizi başkaları duyamaz oluyor. Kendi sesimizi sadece kendimiz dinliyoruz.

İlk adım, bu durumun farkına varmak!

Bir sonraki adım ise değişmeyi kabullenmek. Çünkü bu evrende değiştirebileceğimiz tek kişi varsa; o da kendimiziz.
Değişmek hiç te kolay değil elbet. Cam duvarlarımız çok kalın.
Ama yine de “sorularımızı değiştirerek” bir şeyler yapmaya başlayabiliriz.
Ben, denemeye başladım.

Siz de deneyin!

Bu kadar basit bir ayrıntının olağanüstü etkilerini görünce hem şaşıracak, hem de mutlu olacaksınız.

Her türlü öğrenici tipi sorularınız için iletişim bilgilerim aşağıdadır. İstediğiniz zaman çekinmeden beni arayabilirsiniz.

Ahmet Aksoy
ahmetaksoy@gamet.com.tr
www.gamet.com.tr
0216 450 5784
0533 339 0959