Gamet Gelişim Okuma Hızı Ölçümü

İDEAL KİLOYA ULAŞMAK

Kitaplar diyor ki, vücudumuz ideal kilosunu bilir. Onu düzgün bir şekilde dinlemek, yaşanan kilo sorunlarının pek çoğunu çözecektir. Ancak burada gözden kaçan önemli bir ayrıntı, çok sık tartılarak, insanın kendisine ek engeller yaratmasıdır. Bu nedenle her gün tartılmak yerine biraz uzunca aralıklarla tartılmak daha sağlıklı olur; örneğin ayda bir. Elbette tartılma işlemini hep aynı tartı aletiyle ve mümkün olduğunca eşdeğer koşullarda gerçekleştirmeye dikkat etmemiz çok önemlidir.

Kilomuzu dengelemek, daha doğrusu kilomuzu kontrol edebilmek için ilk ve en önemli unsur, yemek yemenin farkına varmamızdır. Çoğu zaman nasıl yemek yediğimizi farketmeden, aceleyle, ne yediğimizi bile ayırt etmeden bir şeyler tüketip karnımızı doyuruyor, daha doğrusu doldurup, şişiriyoruz. İnsanların ilkel dönemden kurtulup sosyalleşmesi sürecinin, insanın ortaya çıkış sürecine kıyasla çok kısa sürdüğü biliniyor. Demek ki ilkel insanın ortaya çıkış süreci sırasında yaşanan evrimsel değişimin, sonraki kısa dönemde önemli farklılıklar göstermesi olasılığı pek yüksek değil. Bu da gösteriyor ki ilkel insanın beslenme alışkanlıkları daha sonra sosyal nedenler, toplumsal nedenler, üretim, ticaret gibi unsurlar sonucunda başkalaşıma uğratılmış durumda. Dolayısıyla bugünkü beslenme alışkanlıklarımız bizim biyolojik ihtiyaçlarımıza bire bir uyumlu olmaktan uzaklaşmıştır.

İnsanoğlunun eski dönemlerdeki beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkartılması, bugünkü yanlış beslenme alışkanlıklarımızın farkına varmamıza ve gerekli düzeltmeleri yapmamıza olanak sağlayacaktır. Literatürde “Taş Devri Diyeti” isimli bir diyet önerisi var. Bu yöntemde, daha çok protein beslenmesine ağırlık verilmiş. Enerjinin şekerli gıdalar yerine kısmen yağ ve daha çok protein aracılığıyla alınması öneriliyor. Bu yöntemin ortaya çıkış nedeniyle, benim düşündüğüm gerekçeler birbiriyle örtüşüyor. Yani genetik olarak taşdevri insanının yiyecek gereksinimi ile, çağdaş insanın yiyecek gereksinimi arasında önemli bir fark olmamalı.

Ama ben, doğru gerekçelerle yola çıkıp, sadece protein ağırlıklı ve tek yönlü bir beslenmenin dayatılması düşüncesine katılmıyorum. Üstelik farklı kişilerin farklı beslenme ihtiyaçları olacağını ve üstelik bunun dönemsel bir karakter taşıdığını düşünüyorum. Örneğin ben, neredeyse 30 yaşıma kadar hiç biber yemedim. Acıyla aram hiç iyi değildi. Ama sonra birdenbire, nedenini de bilmeksizin deliler gibi acı, kırmızı pul biber tüketmeye başladım. Daha sonra bunun kolesterol düzeyindeki artışla ilintili olabileceği düşüncesi gelişti. O dönemlerde yaptırdığım kan tahlillerinde, kolesterol ve özellikle tri-gliserid oranları çok yüksek çıkmıştı. Tamamiyle emin olmamakla birlikte, böyle bir olasılığın mevcut olduğunu düşünüyorum. Bu aralar acı biber yeme isteğim çok fazla değil. Kilom dengelenince kolesterol seviyemin de düşeceğini umuyorum.

İnsanoğlu, doğal beslenme alışkanlıklarından iyice uzaklaşmış durumda. Bu, önemli bir sorun. Çünkü insanın toplumsal gelişmesi aşamasında geliştirilen bir takım kurallar, beslenme alışkanlıklarını da zorlayarak değiştirmiş durumda. Örneğin günümüz dünyasında sabah, öğle ve akşam yemekleri sözkonusu. Oysa ilkel insanın bu şekilde düzenli besleniyor olma olasılığı bence hiç te kuvvetli değil. Daha çok sabah ağırlıklı bir beslenme yöntemi kullanmış olabilirler.

Özellikle öğle yemeği kavramının sonradan icadedildiğini düşünüyorum. Akşam yemeği ise, ancak toplayıcı döneme geçtikten sonra, özellikle de yerleşik üretime geçtikten sonrasında mümkün olabilir.

İnsan vücudunun özellikle yağlanması, fizyolojik bazı hastalıklar hariç tutulmak kaydıyla, beyin tarafından yedek enerji deposu olarak geliştirilmiş olabilir. İstatistiklere göre insanlar belli bir yaştan sonra her yıl fazladan bir kilo alıyorlar. Bunun, vücudun bir savunma mekanizması olarak kullanıldığını düşünüyorum. Çünkü yaşlanan birey, yiyecek bulma konusunda giderek daha fazla zorlanacağı için vücuduna depoladığı yağlar onun hayatta kalma olasılığını da arttıracaktır. Bu yağlar bize, milyonlarca yıldır süregelen bir hayatta kalabilme mücadelesinin mirasıdır.

Bu genetik mirasımızın temel davranışlarını, bebeklerde izlemek, yetişkinlere kıyasla çok daha kolaydır. Çünkü bebekler, daha sonra kendilerine dayatılan bir takım kurallarla şartlanmaksızın doğal tepkilerini dile getirme ayrıcalığına sahipler. Bu nedenle, son yıllarda, bebeklerin her acıktıklarında ve doyana kadar beslenmesi gerektiği yaklaşımını doğru buluyorum.

Günümüzde sağlıklı nefes alma yöntemlerinden biri olarak önerilen diyafram nefesi de bebekler tarafından doğal olarak kullanılmakta; ama zaman içinde unutularak kısıtlı ciğer nefesine geçildiği görülmektedir. ( Ülkemizde beden eğitimi derslerinde sürekli olarak karnın içeri, göğsün dışarı çıkarılarak durulması gerektiği öğretildiği için diyafram nefesini nasıl bıraktığımız daha kolay anlaşılmaktadır. )Diyafram nefesinin sindirim sistemimizin ve iç organlarımızın sağlıklı çalışması için yararlı olduğunu düşünüyorum. Alınan her nefeste diyafram kasının önemli miktarda yer değiştirmesi sonucunda neredeyse bütün iç organlar hareket etmekte, dolayısıyla bir masaj etkisine uğramış olmaktadır. Bu organların çoğunun aslında hareketsiz organlar olduğu düşünülürse, bu masaj etkisinin onların özellikle bazı toksinlerden kurtulmaları için katkı sağlamakta olması kuvvetli bir olasılıktır.

Ben bu sistemi 2010 yılının Şubat ayından beri kullanıyorum. Bu, aslında biraz da deneysel bir çalışma! Mayıs ayının sonunda, yani 4 ay içinde yaklaşık 6 kilo vermiş durumdayım. Ben bu süreci bir zayıflama, ya da kilo verme süreci olarak düşünmüyorum. Bu süreç, vücudumun ideal kilosuna yönelme sürecidir. Vücudum, ideal kilosunun ne kadar olması gerektiğini biliyor. Üstelik bunun için bir kantara bile ihtiyacı yok. Bu dengeyi mantıkla ya da istatistiksel verilerle yönlendirmek mümkün ve doğru değil! Vücudumuzdaki değişimlerin bir kısmı genetik yapımıza ve yaşımıza bağlıdır. Bu gibi değişimleri bir şekilde tersine çevirmek doğal değil, zorlamadır.

Vücudumuzun verdiği sinyallerle hem mantığımızın, hem de bilinçdışımızın sağlıklı bir şekilde iletişim kurmasını sağlamamız gerekir. Kendimizi kısıtlı, önceden saptanmış bir sürede belli bir kiloya inmek veya çıkmak konusunda şartlandırmamız, bu konuda kendimize katı hedefler koymamız işimizi kolaylaştırmak yerine, tam tersine aşılması zor engeller oluşmasına yol açacaktır. İdeal kilomuza ulaşmak için öncelikle vücudumuzla barışık olmalıyız. Sonrası kendiliğinden gelecektir.


Okuma Hızı Sonuçları

Okuma hızınız dakikada  kelimedir.


Tipik Okuma Hızları

Burada hesaplanan okuma hızı sonuçları, yaklaşık bir değer ifade eder. Okuma hızları, okunan metnin türüne, konuya ait bilgi düzeyine, fiziksel ve psikolojik koşullara, font boyutlarına ve benzeri bir çok etkene bağlıdır. Bu nedenle de her yeni okumada, farklı bir sonuç elde edilmesi normal karşılanmalıdır.

Okuma Hızı
(kelime/dakika)
Değerlendirme
<= 120 Okuma hızınız düşük
121 - 250Ortalama düzeyde bir okuyucusunuz
251 - 400İyi bir okuyucusunuz
401 - 1000Çok iyi bir okuyucusunuz
> 1000Mükemmel bir okuyucusunuz

Siteye Geri Dön